|
|
Sevgili Dostlar,
Barometre sabah 1034;mmHg idi, 8 saat sonra 1026mmHg'ye düştü,
bulutlarda
rüzgarı haber verdi, ama sonuç hala yok.
Rüzgar sırf yelkenlerin değil bizim de hayat kaynağımız sanki.
Rüzgarsız
sakin bir günde bir tembellik çöküyor insana, sanki Bodrum'da mavi
yolculuktasınız. Ama rüzgar olunca işler değişiyor.
Saat 21:30 yerel, (01:30 utc olmalı) İlk açık deniz tecrübemiz,
Guadelup'tan
hareket ederken 2 tane calışan saatimiz vardı. O anların heyecaniyla
teknenin saatini UTC'ye ayarlamadık, ama meridyen hesabıyla yerel
22:15'de
diyebiliriz.
Sabah nöbeti sakin geçti, gün de sakin geçti. Maulumunuz
dikkatsizliğimizden
tatlı suyumuz kalmadı.Bol bol içecek suyumuz ve mazotumuz mevcut.
Sıcak
su
kazanına giris bağlantısında kaçak varmış....kaptanımı seviyorum.
:)))))
Ama bu fransızlarla içecek suyu diş fırçalarken ve kahve yaparken
kullaniliyor, geri kalan hersey sarapla :)))))) abartıyorum, merak
etmeyin,
Guadelup'tan aldığımız Rhum'un ancak 1/3'unu içebildik.
Hava sakin oldugundan kabinler havalandırıldı, yataklar çıkarıldı,
ıslak,
nemli ne varsa, bulunulann her yere asıldı, duşünün halimizi, uzaktan
birisi
görse, "bunlar hangi milletten?"diye şaşırır.
Elimizdeki yiyecekler gözden geçirilip, ömrünün sonuna yaklaşanlara
göre
menüler düşünüldü.
En büyük lüksümüz de, buzdolabımız. Motor surekli calistigi icin
buzdalabını
çalıştırıyoruz. Bugün öğleden sonra soğuk CocaCola içtim, özlemişim,
yarın
Apero saatinde ise rakı geliyor, eldeki kalan nemli şam fıstıklarını
tavada
bir ceviririm, 2 tane yumurtayı da haslarım, biraz da biber....başka
da
bir
sey yok yanında....son havuçları da bugün tükettik....
Bir kaçgün önce oltamızın iğnesi (çarpma) kopmuştu, belki de balık
koparmıştı. Bugün öğle yemeğinde birden Mc.Gaywer'ligim tuttu,
konserve
kapaklarını, veya CocaCola kutularını, açarken parmagimızı
geçirdiğimiz
halkaların 4 tanesinden bir çarpma yapıp, sahte yemimizin içine,
olabildiğince saklayarak, yerleştirdim, anlatması zor, fotosunu
çektik,
gelince gösteririm...rastgele dedim kendi kendime.
Ortaklar güldü, Eric "tüm balıklar gülecek" dedi. Keşke tüm balıkları
güldürebilsem.
Çocukluğumuzda nelerle, ne gibi usullerle, Gelibolu'nun açıkgöz
balıklarını
yakalardık, burada mı yakalayamayacağız?
Umut....
Evet, cok önemli umut insan hayatında, yanına biraz da şüphe, biraz
da
bilim
koyarsanız...gelsin balıklar....
Bilim neresinde diyeceksiniz? Olur mu öyle şey...Bu işin de saatleri
var,
okyanus dalgasında çektirmesi var. :)))))
Artık hergün yunuslar ziyaretimize geliyor, sabahleyin kuzeyden
guneye
giderken, aksam da tam tersi..bir süre bize takılıyorlar, tekneyle
oyun mu
oynuyorlar, aralarında mı oynaşıyorlar, bizimi
eğlendiriyorlar...anlayamadım
bir türlü.
Güneşin batışına 2 saat kala, altın rengine bürüne sular saçarak,
sanki
seke
seke geliyorlar. Onlarca...Her taraftan girip çıkıyorlar. Muhteşem bir
görüntü. Herhalde onlar da bizim için aynı şeyi söylüyordur.
Patrice'in acayip bağrışı (lisanlarını biliyormuş), Olivier'nin
elinde
kamera sağa sola koşturması, Eric'in trambolinin üzerine yatıp onları
seyretmesi, beni boşverin, onlara ilginç geliyor olsa gerek.
Ama olan benim balıklara oluyor, hepsi kaçıyor.
Bu sabah güneşin doğuşunu seyrettik, Eric'le (yanlış olmasın,
hatırlatayım,
eniştem olur, yoksa kayınbirader miydi?)
Saniye saniye doğanın uyanışı. esasında uyanışı dememek lazım
"günesli
saatlere" başlayışı.
Bunu karada daha iyi hissediyoruz zannederdim. Yanılıyormuşum. Burada
daha
yoğun hissediliyor, hele günlerden beri kara parçası görmüyorsanız..
Güneş
batışının aksine cok yavas doğuyor. Sanki her su tanesini sevgiyle
aydınlatıyor, işitiyor, her bir dalganın arkasına teker teker
uzanıyor.
Yavaş ama emin bir şekilde.
Diğer tarafta da ay yavaş yavaş yok oluyor, dinlenmeye cekiliyor,
yanında
yıldızlarla.
Akşama doğru ise güneş yavaş yavaş bulutların arkasına saklanmaya
başlıyor,
sanki gidecegini haber veriyor. Bazen bulutların arkasında, bazen
denizin
üzerinden hızla batıyor. Ve başlıyor gökyüzünde bir renk cumbüşü.
Bulutlar
tipten tipe, renkten renge giriyor. Sonra ay tekrar geliyor, içiniz
biraz
rahatlıyor. Ufukta bulutlar, sabahki gibi yavaş yavaş aydınlanmaya
başlıyor,
"Yoksa gelen günes mi?" diye sordurtacak kadar. Ama birden, herhalde
gücü
yetmediğinden, bulutları kızıla dönüştüremeden çıkıyor ortaya ay.
Önündeki
bulutları kapkara bırakarak, yükseliyor.
Bakıyorsunuz Coban Yıldızı yerinde, Küçük Ayı da orada, hah işte
Kutup
Yıldizı....
Bazen bulutlar eşlik ediyor, canlandırıyor ortamı.
Güneş varken herşey daha bir kendisi, ama akşam bulutlar ayla
dansetmeye
baslayınca hersey biraz daha sizin istediğiniz gibi oluyor. Bazen
uzaklarda
bir gümüş tepsi, bazen sim işlemeli bir hali...Bazen davet ediyor,
gel sen
de dans et diye.
Sevgili Dostlar, bu yazdıklarim kendim için bir hatırat esasında,
yola
çıkmadan bu anları paylasacağıma bir çok yakınıma söz verdim.
Yazılanlar
başka yerlere de, henuz tanışamadığımız birçok dosta da ulaşıyormuş.
Benim
için buyuk bir zevk, onur, gurur.....Lütfen yazilanlari edebi açıdan
ele
almayın, olası bilgisizliklerimi hoş görün.
Darısı başınıza.
Sevgi ile
Tanju
12-06-2002 21:08
|