27 Ocak 2018, 23:23 0

İstanbul''da Karagöz, Levrek, Eşkina ve Dalış Tehlikeleri

Her yağmurda çamurunu bırakan, zaman zaman da denize doğru kayan dik toprak bir tepe, önünde daracık taşlı bir kumsal. Kıyıda çürümüş yosunlara el veren sakin ama yine de bulanık bir deniz. Denizden açıldıkça 10 metre derinliğe kadar taşlık olan bu koyda denizin temizlenmesi için havanın günlerce poyraz esmesi gerekirdi.

Nihayet bir ay boyunca poyraz esmiş, dalış için ideal havayı sonunda yakalamıştım. Rüzgar altının oluşturduğu kuytuda, küçük fiber teknemin çapasını yavaşça suya indirdim.

Çapayı bıraktığım yerin derinliği 5-6 metreydi. Bu aylarda mera beni hiç boş göndermemişti.

İspendek için önce kıyıları yoklayacak, sonra karagöz ve eşkina için açık taşlara bakacaktım. Kıyıları teknelerin giremeyeceği gibi sığ ve kayalık olan bölge oldukça güvenliydi.

Suyun temiz olmasından etkilenmiş biraz çekim yapmak için su altı kameramı da zıpkınıma monte etmiştim. Karaya sıfır avlanacağım için şamandıramı ve küçük el fenerimi yanıma almadan kendimi suya bıraktım.

Amacım çapamı kontrol edip hemen kıyıya yanaşıp sığ suda avlanmaktı. Zaten kıyıya 100 metre uzaktaydım. İlk dalışımı, her zaman adetim olduğu gibi 25-30 metre kaloma bıraktığım çapamın üzerine kontrol amaçlı yaptım. Su oldukça temizdi ve görüş güzeldi.

Çapa güvenli bir şekilde canlı bir taşa takılmış, etrafında da küçük balıklar sakince dolaşıyor ve az ileride irice bir eşkina bana poz veriyordu. Dipte palet çırpmadan sol elimle kendimi hafifçe çekerek eşkinaya biraz yaklaşmıştım ki balık birden telaşla taşa girdi. Denizin dibinden, bize yaklaşan süratli motorun sesini benden önce duymuş olmalıydı. Kıyıdan 100 metre açıkta teknemin hemen yakınındaydım. Kendimi güvende hissettiğim için şamandıraya gerek duymamıştım. Dipteyken makine sesi kulağımı yırtarcasına hızla yaklaşıyordu ve hemen bir karar vermem gerekiyordu.

Bu duyguyu dalanlar bilir. Böyle durumlarda genellikle yaptığım gibi yüzeye 1.5 -2 metre kala zıpkınımı yukarı doğru uzatıp tehlikenin uzaklaşmasını bekledim. Şansım vardı ki nefesim teknenin geçmesini beklemeye yetti. Kameram yanlışlıkla aksiyon madunda kaldığı için motorun vibrasyonundan dolayı otomatik olarak açılmış ve yazıya eklediğim görüntüleri kaydetmiş.

Normal şartlarda şamandıra olmadan asla dalmadığımı özellikle belirtmeliyim. Yanımda her zaman 2 takım şamandıra ve alfa flaması olur. Botun aynasına taktığım mavi beyaz alfa flaması ‘denizde dalgıcım var ’ anlamına gelir. Kırmızı, beyaz çapraz çizgili flaması olan şamandıramı ise dalarken üstümde taşırım. Bu şamandıra daldığım yerin derinliğine göre ayarladığım yüzer iple, kemerimdeki kolayca çıkartılabilecek fazladan bir ağırlığa bağlı olarak benimle gezer.

Bir kez ihmal ettim ve bu kritik olayı yaşadım. Bu olaydan sonra ‘Deniz suyu boşluk doldurur, ihmali sevmez’ desem sanırım bana hak verirsiniz.

Fazla moral bozmadan ava devam ettim. Olayın ciddiyetini açık kalıp teknenin üstümden geçiş anını görüntüleyen video kameramı izleyince anladım. Düzenleyip paylaştığım videoyu yazıma da ekledim. Ders niteliğinde ki bu videoyu da izlemenizi tavsiye ederim.

Bugünkü avın hikâyesi oldukça aksiyonlu başlamıştı. Biraz sakinleşmek için hemen kıyıya taşların arasına yaklaştım, Şimdi ben güvendeydim ama levrekler için durum aynı değildi. Suyun temizliğini fırsat bilen 100 lük zıpkınım, çift 16.5 lastiğiyle 2-3 metreden kg’lık levreği ipe geçirmişti bile. Tek gezen bu levrekten başka balık görmeyince zaten soğumuş olduğum meradan çapamı alıp Selimpaşa’nın açık taşlarında eşkina ve karagöz bakmaya karar verdim.

Yukarıdan bakınca 12 metre derindeki taşlar görünüyordu. İşte bu keyfimi yeniden yerine getirdi. Hafif esen poyrazı hesaplayarak çapamı taşların biraz daha kıyısına attım. Alfa flamamız aynada ki yerinde takılı idi.

Bu dalışta oğlumla beraber badi olarak dalacaktık. Buda bana ekstra ayrı bir keyif veriyordu. Şamandıramızın tekini açtım ve belimde ki kemerime taktım. Birbirimizi izleyerek dalacaktık. Dibe ilk oğlum indi, o aşağıda agaşonda (pusu) yatarken ben yukarıda biraz gerisinden izliyordum. Birden bire oğlumun birkaç metre önünde iri bir balık yanlayarak parladı. Balığı vurduğunu anladım. Belgesel izliyor gibiydim. Yukarı çıkarken vurduğu karagözde şişin ucunda peşinden geliyordu. Oğlum Çağrı yüzeye çıkıp nefes alıp şnorkeli tekrar ağzına takana kadar gözümü hiç ondan ayırmadım. Sadece oğlum olduğu için değil, badi ile dalışlarda bu kuraldı. Ben dalınca oda beni suyun üzerinden izleyecek ve ben çıkana kadar dalmayacaktı. Çağrı vurduğu karagözü balık ipine takarken ben de kendimi sakince aşağıya saldım. Bir kaç metre palet vurduktan sonra aşağıdaki taşların arasındaki boşluğa süzüldüğümde elim bileğime kadar çamura battı. Önce hiç bir anlam veremedim. Sol kolumun altına taktığım küçük fenerimi yakıp taşların altına baktığımda hayal kırıklığı yaşadım. 2009 da yaşanan sel felaketinin denize akıttığı çamur çökelti halinde dipte hala duruyordu. Bir zamanlar eşkina balıklarının yuvası olan taşların altı yarısına kadar bu çamurla doluydu. Üzerinden geçen yıllara rağmen, yüreğimiz de bıraktığı acıyla beraber denizde bıraktığı tahribat da hala geçmemişti...

O bölgeyi de kendi haline bırakıp başka bir meraya geçtim. Böbrek ağrılarından şikâyet eden bir arkadaşımın eşkina balığı siparişi vardı. İlginçtir, eşkina balığının kafasından çıkan taşları limonda eritip tükettiğinde, böbrek taşlarının da erimesinde fayda sağladığını söylüyordu. Ben de ilk avladığım eşkina balığı için ona söz verdim. Şimdi daha önceden birkaç eşkina vurduğum burunun döküntülerinde avlanacaktım. Burası biraz açıkta teknelerin de geçebileceği bir yerde idi. Bu avda çift şamandıra kullanmaya karar verdim. Dipteki kayaların başladığı yere, şamandıramın birini bıraktım ve diğer şamandırayı da belime takarak avıma başladım. Dışarıda görünen balık yoktu ama taşların altı oldukça canlıydı. İlk dalışımda taşların altında ki 20 parçalık sürüden iri bir eşkinaya atış yaptım. Şiş taştan çıkarken ucunda ikinci bir balık olduğunu gördüm. İkisi de aynı boydaydı. Bu günlük av benim için yeterliydi. Avımı sonlandırmaya karar verdim. Balıkları belime takarken soluklanıp aynı taşa bir dalış daha yaptım. Bu seferki dalışım seyirlikti. Güzelim eşkinalar gelin gibi süzülerek taş değiştirdiler. Taşın arkasından gelen ışık uçları sararmış yüzgeçleri ve beyaz ağızları ile görsel bir şölen sunuyorlardı ki dipteyken yine bir teknenin makine sesini duydum. Bir gün için bu kadarı fazla idi. Çift şamandıram ve teknemdeki alfa flamama rağmen yine üstümüzden tekne geçiyordu. Yüzeye çıktığımda tam yanımdan geçen ufak bir balıkçı teknesinin kaptanıyla göz göze geldik. Çok sinirlenmiştim, bir el hareketi ile duran teknenin sahibine ‘’şamandıraları görmüyor musun, ne anlama geldiğini bilmiyor musun, sen ne biçim kaptansın, ne biçim adamsın‘’ gibi bir ton sitem ve kızgınlık dolu azarlayıcı söz saydırdım. Balıkçıda bana kızgındı ve taciz amaçlı üstüme geldiğini sözlerinden anladım. Bana ‘’gece gelip burada zıpkınla avlananlar yüzünden evime yiyecek balık bile götüremiyorum, bütün meraları geceden bozuyorlar, kurutuyorlar, sabaha denizde canlı balık kalmıyor, yazıklar olsun, haram olsun, birde gece gece ağa takılacaklar, boğulacaklar korkusu yaşıyoruz. 300 mt. ağı bile korkarak atıyoruz’’ gibi bir ton söz söyledi, o zaman anladım sorunu. Teknesine yaklaşıp, bizim gibi gündüz dalan insanların da aynı şekilde yasal olmayan gece avlanma şekline karşı olduğumuzu söyledim. Sportif dalgıçları, balıkları uyurken fenerle toplayanlarla karıştırmaması için uyardım. Balıkçının çaresizliğini de ve acısını da gözlerinde gördüm. Balıkçıya olan kızgınlığımın yerini acıma almıştı. Küçük teknesi olan yerel bir balıkçıydı. Yaşamını bu sularda belki 50 yıldır balıkçılık yaparak kazanırken, bu adam artık yakıt parasını anca çıkarıyor, evine ekmeğini zor götürüyordu...

Sevgi ve saygılarımla... Dalın sağlıcakla...

Tamer Güleryüz

Yazarın Diğer Yazıları

APTİ VE BÜYÜK ORFOZ

9.4.2018 12:26:02

ZIPKINLA İSTANBUL'DA İSKORPİT AVI

Marmara'nın bulanık suyu, derinlere doğru indikçe berraklaşırken, beni karşılayan kikla balıkları da kendi dünyalarına buyur eder gibiydiler. Zıpkınımın ucunda korkusuzca salınarak dolaşırken onları avlamak niyetinde olmadığımı sanki seziyorlardı ve bu sezi balıklarda eminim vardı.

1.3.2018 22:54:33

İstanbul'da Levrek Baba

Kadıköy'de 2014'ün güzel bir Kasım günüydü.

21.12.2017 16:15:40

ÜYE GİRİŞİ

BANNER

Yelkenci İlan Ver

Yazarlar

Facebook

BANNER

Dalgacı - Günlük Yatılı Turlar ve Özel Organizasyonlar

BANNER

Tutku Sailing Yacht / 0533 164 99 60

BANNER

Limbo Denizcilik - Tekne İnşa ve Tamir Malzemeleri / 0532 296 77 75

BANNER

Dövmeliyim

BANNER

Deniz Eskisi | Deniz Antikacısı | DenizEskisi.com

BANNER

MarinTurk Marina'da kaçırılmayacak fırsatlar

BANNER

Kechi Sailing - Uluslarası sertifikasyonlara sahip çok yapılı ve esnek kadro sistemi ile sizler için en yakın, en kolayı hedefleyen bir anlayışla akademik danışman ve uzman denizci kadrosuyla hizmetinizdeyiz.

BANNER

Özel İSTANBUL TIP MERKEZİ - 1998'den Bugüne Sağlıkla

BANNER

Eskiler ve Antikalar

BANNER

Kechi Sailing - Uluslarası sertifikasyonlara sahip çok yapılı ve esnek kadro sistemi ile sizler için en yakın, en kolayı hedefleyen bir anlayışla akademik danışman ve uzman denizci kadrosuyla hizmetinizdeyiz.

BANNER

StatCounter