Yazar Hakkında

19 Şubat 2020, 13:18 1 Yorum

Vapurda Kömür Taşımaktan Beybaba'lığa

Biscay’daydı. Hava 9-10’du. Dalgalar geminin boyunu aşıyordu. Gökyüzü kapkaraydı. Geminin tahtalarından sesler geliyordu sanki ortadan ikiye bölünecek gibi. Personel tedirgindi. Sadece biri bu durumdan müthiş keyif alıyordu. Üstüne üstük birde kahve içiyordu keyiften böyle havalarda. İşte buydu hayat onun için. Bu düpedüz çılgınlıktı belki de delilik. Yok, yok o kesinlikle deli değildi. İşine aşık bir süvariydi. Her fırtınalı havada daha da aşık oluyordu denize, işine. Karada ona göre yaşam yoktu. Nefes dahi alamıyordu. Okyanuslar onu çağırıyordu. Ne var ki  o, artık bu çağrıya icabet edemiyordu.

 

Ne vardı gitseydi tekrar denize. Oksijen aldığı tek yere. Kokusunu çekseydi ciğerlerine. Makine dairesinin yağ kokusu burnunda tütüyordu. Ona en değerli parfümden bile daha güzel kokuyordu. Akşamları yatarken kamarasına hususi yağ koyduruyordu.  Sonra o heyecan... Ah, o fırtınalar. Karada böyle bir anı hiç yaşamamıştı. Fırtınalı havalar onu yaşama daha bağlıyor, gemi dalgaların içinde inip kalktıkça yaşadığını hissediyordu. Çoğu kişi korkudan dua ederken o, içinden yaşasın diyordu. İşte Hayat.

 

Hayatın anlamı buydu, evet. Peki niye şimdi karadaydı? Karada yaşam yoktu ki.  Acaba ölmüştü de öldüğünü mü hissedememişti! Nefes alıyordu ama gemide olduğu zaman ki gibi değildi. Bir gariplik vardı. Ellerine baktı. Onlarda normal görünüyordu. Ama bir şey eksikti. Gemi dümeni neredeydi? Elinde kalem vardı, kağıtlara bir şeyler yazıyordu. Neydi o yazdıkları? Tam bir zihin karmaşası yaşıyordu. Yaklaştı, baktı kağıtlara. Anılarını yazmıştı. İyi de ne zaman yazmıştı? Hiç hatırlamıyordu. Yoksa bütün bunlar, onun öldüğünün işareti miydi? İnsan yaşarken yaptıklarını hatırlamaz mı? Kafası allak bullak olmuştu. Hani derler ya ‘ sudan çıkmış balık gibi’ diye. O da denizden karaya vurmuştu işte. Hem de ne vurmak.  Elini kalbine götürdü. Çarpıyordu. Yaşıyordu. Tabi buna yaşamak denirse...

 

Tekrar anılarını gözden geçirmeye başladı. Sayfalar 1957 yılına gitti. Süvari Bey’in ilk gemiye gittiği seneye. Necat isimli gemi vardı karşısında Süvari Bey’in. Günlerden 18 mart’tı. Doğum günü tarihini nasıl biliyorsa  o günün tarihini de öyle biliyordu. Ne de olsa onun için yaşam bir de gemiye çıktıktan sonra başlamıştı. Nasıl dünyaya geldiğinde ciğerlerine oksijen dolduysa gemiye çıktığında da yeniden oksijen aldığını hissediyordu. Zaten kendini bildi bileli denize ilgisi vardı.

 

Necat gemisinde ilk görevi kömürcülüktü. Sonra kamarot olarak çalışmaya başladı. Kamarotken kumanyacıda çalışıyordu.  

 

Sayfalar  1960 senesine geldi. Askere gittiği yıl. Vatani görevini Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na ait Gölcük İkbal Merkezine bağlı TCG Y1011 Borda numaralı lojistik destek gemisinde bahriye eri olarak tamamladı. Tam 36 ay.

 

Askerden dönüşte DB Kargo’ya gemici olarak girdi. Usta gemiciliğe terfi etti. Azimliydi. Telsiz zabitliğini almış, telsizci olmuştu. Yaklaşık 9 ay telsizcilikte çalıştı. Telsizcilikten kaptanlığa yükselemeyeceği için tekrar usta gemiciliğe döndü.

 

1970 yılında evlendi. Almanya’ya gitti. Gemiyi bırakıp 1 sene fabrikada çalıştı. Almanca öğrendi. Aklı gemilerdeydi. Nasıl ayrılabilirdi? Gözünde tütüyordu. Almanya’da nehir gemilerinde çalışmaya başladı. Tam 13 yıl sürdü bu serüven, Redarei Löscen isimli firmada.

 

 Ve memlekete dönüş zamanı geldi. Kızı oldu Süvari Bey’in. Adını Ayçe koydular.

 

Emekli olana kadar gemilerde çalıştı. Emeklilikten sonra da devam etti mesleğine. En yüksek mertebeye ulaşmıştı. Süvari olmuştu. Herkes ona Süvari Bey diyordu. Birde lakabı vardı  ‘ S.S Tuncay ‘. Herkes tarafından sevilip sayılıyordu. Mutluydu. Fakat armatörlerle anlaşamadı. Maalesef o kara gün gelip çattı. Ve Süvari Bey mesleğine veda etmek zorunda kaldı. Sanki çok büyük bir suç işlemişti. Onu karada yaşamaya mahkum etmişlerdi. Yavaş yavaş damarına zerk ediyorlardı zehiri. Gittikçe de dozajı arttırıyorlardı. Daha kaç yıl böyle geçecekti? Bitmemiş miydi çilesi?

 

Sayfalar ilerledi, ilerledi... Koskoca bir yaşamı sayfalara sığdırmak kolay değildi. Defterin sayfalarının çoğu bitmişti. Zaten bundan sonra yazsa ne yazacaktı? Karada ne vardı ki yaşanıp anlatılacak? Yaşı çoktan kemale ermişti Süvari Bey’in. Yaşına rağmen gözü hala denizlerdeydi. Denizde ismi Süvari Bey’di. Peki ya karada ki ismi? Öyle ya nüfus kağıdında Süvari Bey’in de bir ismi ve soyadı vardı. Gemide çok ihtiyaç duyulmuyordu ama karada işler öyle değildi. Karada ona H. Tuncay ALPMAN diyorlardı.

 

Karada onu yakinen tanıyanlar Süvari Bey / Beybaba diye sesleniyorlardı. Ben ise Tuncay Bey diye hitap ediyorum kendisine. Hem benden yaşça büyük olduğu için hem de kendisine duyduğum saygıdan ötürü. Tuncay Bey, tam bir İstanbul Beyefendi’si. Artık sadece Türk filmlerindeki sahnelerde görebildiğimiz bir centilmenlik, saygı, sevgi ve hoşgörüye sahip. Kendisiyle sohbet etmek büyük bir keyif. Karşınızdaki insan ne kadar kültürlü, okumuş ise sohbetler de o denli zevkli oluyor haliyle. Ego’dan, kapristen bahsetmiyorum bile. Oturduğu koltuğu hazmedemeyenlerde olur ego, kibir vb. duygular. Bunun üniversite okumakla da ilgisi yoktur. Bir insan çalıştığı konuma hak ederek gelmişse biraz da içinde insanlık varsa son derece mütevazı oluyor.  Hakkıyla mesleğinde zirveye gelmiş insanlar başkalarına da yardımcı olmaya çalışıyor.  Aynı meslekte olup da kendinden yaşça küçüklere yol göstermekten kaçınan hatta ve hatta hiçbir şey öğretmeyen insanların korkusu koltuk sevdası oluyor. Kendine güvenen, işini doğru yapanlar için ise durum tam tersi değişiyor. Ellerinden geldiği kadar başkalarına da yardımcı olmak istiyorlar. H. Tuncay Alpman’da denizcilik ile ilgili bugünün öğrencileri yarının kaptanlarına faydalı olabilmek için Barbaros Hayrettin Paşa Teknik Anadolu Meslek Lisesi’nde fahri olarak eğitmenlik yapıyor, seminer veriyor.  Gemide edindiği tüm tecrübelerini öğrencilerine aktarıyor. Bununla da kalmayıp okula eğitim gemisi kazandırıyor.

 

 

H. Tuncay ALPMAN'ın okula kazandırdığı eğitim teknesi. 2 yıldır da yakıt sponsoru buluyor.

 

 

 

 Bunun yanısıra Hacı Rahime Ulusoy Teknik Anadolu Meslek Lisesi’nde de eğitim veriyor. Piri Reis Üniversitesi’nden gelenlere de seminer veriyor. H. Tuncay Alpman ‘’ Bugüne kadar denizden kazandığı ekmeğinin zekatını, talebeleri yetiştirerek  verdiğini ‘’ ifade ediyor. Bu eğitimi, sürdürebildiği kadar da devam edecektir. Sohbetlerimiz sırasında okuldaki öğrencilerin çoğunun denizcilik ile ilgili bilgisinin son derece yetersiz olduğundan bahsediyor ve çok üzülüyor. Okul ile iş yaşamı arasında hemen hemen her meslekte büyük farklar vardır. Ama denizcilik, tecrübesizliği affetmez. Yaşam ile ölüm arasında bir çizgidir denizde olmak. Bu yüzden denizcilik ile ilgili okullarda mutlaka eğitim gemilerinin olması, öğrencilerin bizzat bu gemilerde eğitim alması şarttır.

 

 

 

H. Tuncay ALPMAN’ın gençlere tavsiyesi;

‘’ Sonradan denizci olunmaz, denizci doğulur. Bu mesleği para için yapmayın. Seviyorsanız yapın. Kaptan olduğunuz zaman size herkes Kaptan veya Süvari Bey diye hitap etmeye mecburdur. Ancak personeliniz size Beybaba diye hitap ediyorsa biliniz ki mesleğin zirvesindesiniz ve emin olun bu hitap İngilizlerin dizbağı nişanından çok daha değerlidir. ‘’

 

BEYBABA H. TUNCAY ALPMAN’A EN DERİNDEN SAYGILARIMLA. SİZİ TANIMAK BENİM İÇİN BÜYÜK ONUR.

 

Özge Durmuş

18/02/2020

 

Yazarın Diğer Yazıları

Sizden Biri

25.2.2019 21:19:26

Türkiye'nin İlk Ahşap Yat İnşa Okulu

Tekneler... Fırtınalı bir havada okyanusun ortasında ya da ay ışığı altında sakin bir limanda sığındığımız; bizi sarmalayan bir anne kucağı gibi veya çok özlediğimiz, sevdiğimiz birine sarılır gibi... Bazen sakin bazen hırçın bazen de şefkat dolu...

3.10.2018 16:49:39

İsmail Kim, Ben Kim?

İstanbul'da yaşayan özellikle de kıtalar arası geçiş yapan insanlar deniz ulaşımını çok kullanırlar. Bende denizi seven birisi olarak sürekli vapur ve motorları tercih ediyorum ulaşım biçimi olarak. İstanbul'un trafik çilesi herkesçe malum. O kargaşanın içine girmeden huzurlu bir yolculuk yapmak üstelik boğazı seyrederek bu yolculuğu yaşamak İstanbul'da yaşayanlar için bir ayrıcalık.

15.7.2018 21:35:44

 

  1. Süreyya Özkan
    Süreyya Özkan
    23 Şubat 2020, 00:20
    Yüreğine kalemine emeğine sağlık kardeşim..

Yorum Yaz

500 adet karakter kaldı

Tekne Kullanmak

25 Ocak 2001

Bir amatör denizciye 50 gros tonilatoya kadar tekne kullanam yetkisi verildiğine göre amatör denizci ister makineli olsun, isterse yelkenli olsun kumanda ettiği tekneyi onun güvenli bir şekilde çok iyi kullanabilmesi için bilmek zorundadır.

ÜYE GİRİŞİ

Yazarlar

Facebook

BANNER

Süper Wood Marin

BANNER

Profesyonel Gemi Modelciliği

BANNER

Deniz Eskisi | Deniz Antikacısı | DenizEskisi.com

BANNER

Eskiler ve Antikalar

BANNER

plastmore.com Plastmore - Meant for more

BANNER

StatCounter