Gezilerim-Güney Afrika, Johannesburg Gezisi
Yeni yılın ilk büyük rotasını Güney Afrika olarak belirledik. THY ile Johannesburg’ a uçup 3 gece kaldıktan sonra South African havayolları ile Cape Town’a geçip 4 gece konaklamanın ardından Cape Town’ dan İstanbul’a direkt uçuşla döneceğiz.
Gece yarısını biraz geçe, saat 02.05’te İstanbul’dan havalandık. Uzun uçuşun ardından sabah 11’e doğru Johannesburg’a indiğimizde, farklı bir kıtada olduğumuzu daha havaalanının atmosferinden hissetmeye başlamıştık. Pasaport ve valiz işlemlerini tamamladıktan sonra bizi karşılayan rehberimiz, herkesin kısa sürede sevdiği, sıcaklığıyla ve babacan kişiliğiyle güven veren Nizam Bey ile tanıştık. Şehre doğru ilerlerken Johannesburg’un ABD benzeri geniş pırıl pırıl yolları, yatay yerleşimli görüntüsü bende ABD nin kırsal kesimlerindeyiz hissi oluşturdu.
İlk durağımız Gold Reef City kompleksinin bir parçası olan, ülkenin geçmişini anlamadan Güney Afrika’yı tanımanın mümkün olmadığı Apartheid Müzesi oldu. Apartheid Güney Afrika’da 1948-1994 yılları arasında iktidarda bulunan Ulusal Parti hükümeti tarafından resmi devlet politikası olarak uygulanan ve bu doğrultuda yasalar çıkararak ırksal ayrımcılığı savunan sistemin adıdır. Beyazların mutlak üstünlüğüne sahne olan Apartheid rejiminin hâkim olduğu bu 46 yıl boyunca siyahilere yaşamın her alanında baskı ve şiddet uygulanmıştır.

Kasım 2001 de açılan müzenin girişinde yer alan biri “Beyazlar”, diğeri “Beyaz Olmayanlar” için olan iki turnike daha içeri girmeden insanı sarsmaya yetiyor. Bir zamanlar insanların sadece ten renkleri yüzünden ayrıldığı gerçeğinin, fotoğraflar ve belgelerle adım adım karşınıza çıktığı müze gezimizboyunca, Güney Afrika’nın yakın geçmişinde yaşanan acılar ve eşitsizlikleri içimiz burkularak gözlemledik.
27 yıllık hapis hayatının ardından 1994 yılında Güney Afrika’nın demokratik olarak seçilmiş ilk siyahi başkanı Nelson Mandela yönetimi Apartheid mirasının dağılmasına ırkçılığı engellemeye fakirlik ve eşitsizliğe odaklanmıştır. 1993’te Nobel barış ödülünü alan Mandela bir dönem başkanlığının ardından sonraki seçimlerde aday olmamıştır.(Bizdeki siyasiler ve sendikacıların örnek alması dileğiyle…)
1948-1994 tarihleri arasında tarihte görülebilecek en büyük ırkçılık uygulamalarına sahne olan Güney Afrika karanlık geçmişinden büyük dersler çıkarmış ve şu anda bölgenin en demokratik ülkelerinden biri olarak gösterilen örnek bir ülke olmuştur.

Apartheid müzesine 750 metre mesafedeki Gold Reef City eğlence parkı ile ün salmış bir yer. Biz eğlence parkına girmeyip rehber eşliğinde altın madeni turuna katıldık. Zamanında bölgenin en değerli altın madeninde artık altın çıkarmak çok maliyetli olduğundan madencilik faaliyetlerine son verilip turizme açılmış. Asansörle yerin 70 metre altına inip altın madenciliğinin nasıl yapıldığınıinceleme fırsatı bulduk.
Bugünkü turumuzu tamamlayıp Melrose Arch bölgesinde konaklayacağımız ve turun sonunda gruptaki herkesin çok memnun kaldığını belirttiği Marriot hotele geçtik. Kısa bir dinlenmenin ardından Rehberimiz Nizam beyin rezervasyon yaptırmış olduğu, otele 300 metre mesafedeki The Grillhouse restorana geçtik. Mükemmel yemekler yedik. Hayatımda yediğim en iyi fleminyonu tatmış olduğum restoranda 9 kişi yemekler ve içkiler toplam gelen hesap 3846 zar oldu. 2.65 kur ile 10.000TL.
Yemek ardından bir çevre gezisi yaptıktan sonra PAUL Cafe’de tatlı çay kahve keyfi yapıp orada da Türkiye’ye göre komik bir hesap ödeyip otelimize geçtik.

12.01
Safari ve kültürle iç içe bir gün; Elephant and Monkey Sanctuary, Lion safari park ve Lesedi kültür köyü
Otelimizden yaklaşık bir buçuk saatlik yolculuktan sonra elephant and monkey sanctuary e vardık. Burada ilk aşama görevlilerin yönlendirdiği şekilde çitlerin ardındaki filleri besledikten sonra biraz ilerideki bir alanda fillere dokunma fırsatı bulduk. Bir fil tarafından öpülme (vakumlanma)deneyimi yaşadıktan sonra yüzümdeki tozlarıtemizlemek de başlı başına bir mücadeleydi.


Fillerden sonra maymunların bulunduğu alana geçip maymunları besledik. Omuzlarımıza atlayan maymunlar ilk anda tedirginlik yaratsa da alışmak uzun sürmedi.
Günün heyecan dozu ise Lion Safari Park’ta yükseldi. Araçlarla yapılan safaride görkemli aslanları, çitaları, ürkütücü vahşi köpekleri, zürafaları ve devekuşlarını birkaç metre mesafeden görmek gerçekten büyüleyiciydi. Doğanın bu güçlü canlılarını doğal ortamlarına yakın koşullarda izlemek, ekranlardan gördüğümüz belgesellerin içine girmiş gibi hissettirdi.

Günün son durağı Lesedi Kültür köyü oldu. Güney Afrika’da yaşayan siyah kabilelerin yaşam şekilleri evleri dansları gelenek ve göreneklerini yakından deneyimleme fırsatı sunan kültürel turistik bir köy Lesedi kültür köyü. Köy girişinde rengarenk boncuklarla bezeli yerel kıyafetler giymiş olan kabile elemanları tarafından müzikler ve danslar eşliğinde karşılandık. 1993 yılında turizm amaçlı kurulmuş olan köyde gerçek kabile elemanları hem yaşıyor hem çalışıyorlar. Güney Afrikalı Zulu, Xhosa, Bashotha kabilelerinin yaşamları ve kültürleri ile ilgili bilgiler köydeki rehberler tarafından bizlere aktarıldı.
Çadır tiyatrosu gibi bir alanda darbuka benzeri bir aletle bir hoca eşliğinde ritim tutma çalışmaları yaptıktan sonra köyde değişik kabilelerin yaşam şekillerini inceleme fırsatı bulduğumuz köy evlerini gezdik. Turumuzun başladığı nokta olan çadıra tekrar dönüp Zulu kabilesinin yerel müzik ve danslarını izleyerek yaklaşık iki saat süren Lesedi köy turumuzu tamamladık.

Akşam Johannesburg’a dönüp Mandela Square’de kısa bir gezinti yaptık. Mandela heykeli önünde fotolarımızı çektik sonra girişi Mandela Square’den yapılan oldukça büyük avm de kısa bir turunardından akşam yemeği için Trump Grillhouse’a geçtik. Lezzet ve doku açısından en yüksek kalitede olduğu bilinen Wagyu sığırlarından elde edilen ve oldukça pahalı olan wagyu eti ile devekuşu ve ceylan etlerinden yapılma carpaccioları denediğimiz restoranda 10 kişi 8494 rand yaklaşık 22.000 tl ile Güney Afrika tatilimizdeki en yüksek hesabı ödemiş olmamıza rağmen hâlâ Türkiye’ye göre çok ucuz kalan bir hesap oldu.

13.01 Pilanesberg Safari
Sabah saat sekizde otelden ayrılıp yaklaşık iki buçuk saat süren bir yolculuğun ardından Güney Afrika’nın önemli vahşi yaşam rezervlerinden biri olan Pilanesberg milli parkına ulaştık. Yaklaşık 550 kilometrekarelik bir alana yayılan Pilanesberg, ülkenin en büyük dördüncü büyük parkıdır. Bölgede 7000’den fazla hayvan, 360 kuş türü ve 200 kilometreyi aşan safari yolları bulunmaktadır.

Yaklaşık 3 saat süren safaride zürafaları impalaları, vahşi köpekleri, suaygırlarını, öküz başlı antilop denen gnuları ve filleri doğal ortamlarında özgürce dolaşırken izleme fırsatı bulurken biz kafesler ardındaydık. Sanırım daha fazla hayvan görmek için sabah çok erken saatlerde ve gün batımına doğru iki safari turuna katılmak daha verimli olurdu.

Günün akşamında yine Mandela square’e gittik bu sefer tercihimiz Hard Rock Cafe oldu. Ne yazık kigruptaki herkes buranın şimdiye kadar yaşadığımız en kötü Hard Rock deneyimi olduğu konusunda hemfikirdi. Hatta turun sonunda geriye dönüp baktığımızda buranın tüm seyahatin en kötü restoran deneyimi olduğu konusunda da fikir birliği vardı.
Öte yandan Güney Afrika seyahatimizde hoşumuza giden bir uygulama da restoranlardaki sigara yasakları oldu. Restoranlarda kapalı alan açık alan fark etmeksizin sigara içilmesine müsaade edilmiyor, hatta sigara içmek isteyenler içim restoranların açık alanlarının beş metre uzağında özel alanlarbelirlenmiş. Sigara içilmesine izin verilmemesi biz sigara içmeyenler için harika bir deneyimdi. Sigara ve puro dumanına maruz kalmadan yemeklerimizin lezzetinin tadına vardık.
Yarın sıradaki durağımız Cape Town’a uçacağız. Yeni bir yer göreceğimiz için heyecanlı, esprileri ve babacan kişiliğiyle kalplerimizi fetheden Nizam babadan ayrılacağımız için hüzünlüyüz.
Devam Edecek
Yazı ve Fotoğraflar: Yıldıray Erdoğan© Copyright
Önceki Yazı

